EDİRNE KAKAVA ŞENLİKLERİ

EDİRNE KAKAVA – HIDRELLEZ ŞENLİKLERİ

Her yıl 05-06 Mayıs tarihlerinde düzenlenmektedir.

Türk dünyasında önemli günlerden sayılan Hızır ve İlyas peygamberlerin bir gül ağacının dibinde buluştukları inancı Hıdrellez’in, Romanlardaki yansıması Kakava, Romanlar için bir yıl boyunca sabırsızlıkla beklenen ve büyük hazırlıklar yapılarak kutlanan en önemli günlerden biri olarak kabul edilmektedir.

Edirne’de baharın habercisi olarak kabul edilen Hıdrellez ve Kakava Şenlikleri 5-6 Mayıs tarihlerinde iki ayrı mekânda kutlanır; Konser, yarışma, dans gösterileri Saraçlar Caddesi’nde, diğer etkinlikler ise Kırkpınar Güreşleri’nin de düzenlendiği Sarayiçi’nde gerçekleşmektedir.

Şenlikler her iki gün de baharı karşılamaya yönelik iki özel ritüelle başlar. Bereketin artması, güzelliklerin paylaşılması arzusunu simgeleyen Kakava Ateşi’nin yakılması ve pilav ikramı 5 Mayıs’ta, Sarayiçi’nde yapılır. Arınma ve doğanın uyanışını selamlama amaçlı “Bahara Giriş” ritüeli ise 6 Mayıs sabahı saat 06.00’da, Tunca Nehri kıyısında gerçekleşir.

Etkinliklere Türkiye’deki tüm roman derneklerinin temsilcilerinin yanı sıra, yerel ve yabancı fotoğraf sanatçıları ve son yıl ki rakamlara göre yaklaşık 10 bine yakın izleyici katılmaktadır. Kakava Şenliklerine dünya-ulusal basın tarafından da yakından takip edilmektedir.

Kakava Ateşi   Kakava Şenlikleri

Kakava Şenliklerinden Önce, Edirne’de Mutlaka Görmeniz Gereken Yerler;

Edirne, 1361 yılında I. Sultan Murat tarafından fetih edilerek, Osmanlı İmparatorluğu’nun taht (baş) şehri olmuş ve 1453 yılında İstanbul fethedilinceye kadar 92 yıl payitaht (başkent) olarak kalmıştır. Bu yıllar içinde de tarihinin en görkemli günlerini yaşamıştır. Camileri, Çarşıları, Köprüleri, Tarihi Evleriyle Kültürel Mirasımız, Edirne şehir merkezinde mutlaka görmeden dönmeyin diyebileceğim yerler aşağıda belirtilmektedir.

MİMAR SİNAN’IN USTALIK ESERİ – SELİMİYE CAMİ:

Selimiye Cami

Mimar Sinan‘ın, 80 yaşında yarattığı ve “ustalık eserim“ diye nitelediği yapıt olan Selimiye Camii, Osmanlı – Türk mimarlık tarihinin olduğu kadar, dünya mimarlık tarihinin de başyapıtları arasında gösterilmektedir. Edirne’nin ve aynı zamanda Osmanlı Döneminin simgesi olan cami; 1569 – 1575 yılları arasında II. Selim’in emriyle yaptırılmıştır. Çok uzaklardan dört minaresi ile göze çarpan yapı, kurulduğu yerin seçimiyle Mimar Sinan’ın aynı zamanda usta bir şehircilik uzmanı olduğunu da gösterir. Kesme taştan yapılan cami iç bölümüyle 1620 metrekare, tümüyle ise toplam 2475 metrekarelik bir alanı kaplamaktadır. Selimiye Camii, yerden yüksekliği 43.28 metre olan 31.30 metre çapındaki kubbesiyle ilgi çeker.
Kubbe, 6 metre genişliğindeki kemerlerle birbirine bağlanan 8 büyük payeye oturur. Mimar Sinan’ın yarattığı 8 dayanaklı cami planının en başarılı örneğidir. Caminin 3.80 cm çapında, 70,89 m yüksekliğindeki üçer şerefeli dört zarif minaresi vardır. Giriş yönündeki her şerefeye ayrı ayrı yollardan, diğer ikisine ise tek yolla çıkılmaktadır.

Mimar SinanCami, mimari özelliklerinin erişilmez ligi yanında taş, mermer, çini, ahşap ve sedef gibi süsleme özellikleriyle de son derece önemlidir. Mihrap ve minberi mermer işçiliğinin başyapıtlarındandır. Ortasındaki 12 mermer sütuna oturan müezzin mahveli, altın varaklı edirnekari kalem işleriyle klasik dönemin en güzel örneklerindendir. Yapının çini süslemelerinin, Osmanlı ve dünya sanatında ayrı bir yeri vardır. 16. yy. çiniciliğinin en güzel örnekleri olan bu çiniler, sıratlı tekniğinde olup İznik’te yapılmıştır.
Selimiye Camii’nin taş duvarlarla çevrili geniş dış avlusunda, Dar-ül- Sübyan, Dar-ül – Kurra ve Dar – ül – Hadis yapıları bulunmaktadır. Bu yapılardan Dar-ül-Hadis bölümü Türk-İslam eserleri müzesi olarak kullanılmaktadır. Dar-ül Kura bölümü ise Vakıf Eserleri müzesidir. Edirne Selimiye Camii ve Külliyesi, UNESCO Dünya Miras Komitesi’nin 19-29.06.2011 tarihleri arasında gerçekleştirilen 35. Dönem Toplantısında alınan 35 COM 8B.37 sayılı karar ile 1. ve 4. kriterler kapsamında kültürel varlık olarak Dünya Miras Listesi’ne dâhil edilmiştir.

ARASTA ÇARŞISI:

Selimiye Cami terasının altında yer alan Arasta çarşısı, III.Murat zamanında Selimiye’ye gelir sağlaması amacıyla yaptırılmıştır. İlk sırası Mimar Sinan tarafından yapılmış, daha sonra Mimar Davut Ağa tamamlamıştır. Çarşıda; Edirne’nin ünlü Deva-i Misk Tatlısı, Badem Ezmesi, Edirne Peyniri Edirne’nin eski bir geleneği Aynalı Gelin Süpürgesi, Yöresel Meyve Sabunları alma fırsatınız olacaktır.

KAPISIYLA ÜNLÜ – ÜÇ ŞEREFELİ CAMİ:

Üç Şerefeli Cami1433-1447 yılları arasında. II.Murat’ın yaptırdığı Cami Osmanlı Sanatının erken ve klasik dönem üslubu arasında yar alır. Burada ilk kez uygulanan bir planla karşılaşılmaktadır. 24 m. çapındaki büyük merkezi kubbe, ikisi paye, dördü duvar paye olmak üzere altı dayanağa oturur. Yanında daha küçük ikişer kubbe ile örtülü kare bölümler vardır. Yapı, bir yenilik olarak enine dikdörtgen bir yapıdır. Böylece enine gelişen mekâna ulaşılmak istenmiştir. Bu planı Mimar Sinan İstanbul camilerinde daha gelişmiş biçimiyle uygulamıştır. Ayrıca, Osmanlı mimarisinde revaklı avlu ilk kez bu camide kullanılmıştır. Avlunun dört köşesine minareler yerleştirilmiştir. Üç Şerefeli Cami, bu özellikleriyle sonraki camilere öncü olan anıtsal bir yapıdır. Revak kubbelerindeki özgün kalem işleri Osmanlı camilerindeki en eski örneklerdendir. Camiye adını veren üç şerefeli anıtsal minare, 67,62 m. yüksekliğindedir. Her şerefeye ayrı yollardan çıkılması ilginçtir. Minare kırmızı taştan zikzaklar ve ak karelerle devinim kazanmıştır.

YAZILARI ÜNLÜ – ESKİ CAMİ:

Eski CamiYıldırım Bayezid Han oğlu Emir Süleyman tarafından 1403 senesinde yapımına başlanmıştır. Ölümünün ardından cami inşası 1414 yılında Çelebi Mehmet zamanında tamamlanmıştır. Caminin yan kapısı üzerinde yer alan kitabeye göre Mimarı Konyalı Hacı Alâeddin ve kalfası İbrahim oğlu Ömer’dir. Kare plan iç mekân 2116 m2’dir. Üzeri dokuz kubbeyle örtülüdür. Bu bakımdan çok kubbeli camiler gurubuna girmektedir. Caminin kuzey köşesinde, camiyle birlikte yükselen tek şerefeli minare camiyle birlikte düşünülmüştür. Caminin batı köşesinde diğerinden daha yüksek ve iki şerefeli olarak tasarlanan müstakil minare sonradan Çelebi Sultan Mehmet Han tarafından yaptırılmıştır. Bu minarede şerefelere ayrı merdivenlerden çıkılmaktadır.

Cami, Üç Şerefeli Cami’nin yapılmasının ardından Eski Cami adını almıştır. Mermer minberin yan yüzleri rumi ve geometrik desenlerle süslenmiştir. Ayrıca bir tarafında ayet yazı kuşağı bulunmaktadır. Şehrin ilk ulu camii olması bakımından minberinde hep fethin sembolü olarak sancak asılı olmuş ve protokol törenleri burada yapılmıştır. Osmanlı Padişahlarından III. Mustafa ve II.Ahmet bu camide kılıç kuşanmışlardır. Bu geleneği simgesel de olsa yaşatmak için bugün bile Cuma Hutbelerine imamların Kılıç ile çıkma sebebi budur. Hacı Bayram Veli II. Murat döneminde Edirne’yi ziyaret etmiş ve Eski Camide vaaz vermiştir. Hacı Bayram Veli’nin anısına duyulan saygı nedeniyle Vaaz Kürsüsü imamlarca kullanılmaz.

MERİÇ KÖPRÜSÜ

Meriç KöprüsüBu köprünün yapımı 1832 yılında Edirne’yi ziyaret eden Sultan II.Mahmut’un emriyle gündeme gelmiştir. O yıllarda burada ahşap bir köprü bulunmaktaymış. Köprünün yapımı bütçe sıkıntıları nedeniyle ancak 1842 yılında Sultan Abdülmecit döneminde başlatılabilmiş ve beş yılda bitirilmiştir. Bitiminde köprüye konulan kitabe, Yunan İşgali döneminde işgalciler tarafından söktürülmüştür. Edirne’nin en yeni Osmanlı yapısı köprüsüdür. 12 kemerli olup, güzel bir görünüşü vardır. Günbatımının dünyada en güzel izlenebildiği noktalardan olduğu söylenir.

MERİÇ NEHRİ

Edirne’de bulunan nehirler içinde en büyüğü Meriç nehridir. Yunanistan ile sınır oluşturan nehrin Türk toprakları ve sınır boyunca uzunluğu 187 kilometredir. Karaağaç üçgeni içinde Türk toprakları içinden geçen kısmı yaklaşık 13 kilometredir. Edirne’de Meriç nehri dışında Tunca, Arda ve Ergene nehirleri yer almaktadır. Bunlardan toplam uzunluğu 56 kilometre olan Tunca nehrinin 12 kilometrelik bölümü Bulgaristan ile sınır oluşturmaktadır.

Edirne Tava CiğeriÖğle yemeğinizi Meriç Nehri kenarındaki restoranlarda Tava Ciğer almanızı tavsiye ederim. Yemek sonrası, gezimize Karaağaç Eski Tren Garı ile devam edebilirsiniz.

 

 

 

KARAAĞAÇ ESKİ TREN GARI 

Karaağaç Tren İstasyonuGünümüzde Edirne’nin eski tren garı olarak bilinen ve halen mevcut olan binanın yapımından daha önce, demiryolunun bölgeye ilk geldiği dönemde yapılan en eski gar binası hakkında mimari bilgilere, zamanımıza kadar gelen kartpostallardaki görüntülerinden ulaşılabilmektedir. İlk gar binasının 1872 yılında inşa edildiğini (Ahunbay, 1989:567), bugünkü Edirne Garı’nın bulunduğu yerde önceleri başka bir istasyon binasının bulunduğu, hatta açılış töreninin burada yapıldığı ( Yavuz 1981:259) ve bu yapının 90’lı yıllarda Trakya Üniversitesi’ne bağlı, sosyal tesis olarak kullanılan bina olduğu elde edilen bilgilerdendir.
Tren İstasyonuMimar Kemalettin Bey’in, eseri olan gar binasının, tasarım tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber Meşrutiyet’in ilk yıllarında yapılmış olmalıdır. İnşasına başlangıç tarihi de tam kesin değildir.1911-1912 veya 1912-1913 yıllarında olduğu belirtilir.(Yavuz:50.257). Genel olarak 1914 yılında bitirilmesine rağmen önce 1. Dünya Savaşı, sonları da çeşitli siyasi gelişmeler yüzünden ancak 1930 yılında hizmete girmiştir. 1959 yılında onarım geçirerek içi yeniden düzenlenmiştir (Yavuz: 50, 257). Edirne-İstanbul hattının değişmesi sebebiyle yapılan yeni gar binasına taşınılınca, Karaağaç’ta ki yapı 4 Ekim 1971’de terk edilmiş (Engin: 217), 1974 Kıbrıs harekâtı sırasında ileri karakol görevi yapmıştır (Yavuz: 257). 16 Haziran 1977 yılında, Edirne’de yeni kurulan Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademisi’ne devredilmek üzere Maliye Bakanlığı’nca satın alınmıştır (Kazancıgil, 1995: 181).Trakya Üniversitesince misafirhane, derslik ve rektörlük dâhil olmak üzere kullanılmış olup, günümüz de Güzel Sanatlar Fakültesi olarak hizmet vermektedir. Demiryollarına bağlı diğer birimler de üniversiteye bağlı çeşitli bölümlerin amacına yönelik olarak kullanılmaktadır.
Yapının planlarında kullanılan ölçü birimi mikyastır. Mimar Kemalettin Bey’in tasarlamış olduğu plan 1959’da aslının üzerinden kopya edilen, onarım ve değişiklik amacı ile hazırlanmış projeye aittir. Yapının tümüne yakın bölümünde ihtiyaçlar doğrultusunda değişiklik yapılmış, lojmanların hepsine bağımsız banyo birimleri eklenmiş, alt katta bekleme salonları, lokanta, bagaj ve bilet gişe yerleri değiştirilmiştir.

SULTAN II. BAYEZİD KÜLLİYESİ SAĞLIK MÜZESİ

Sağlık Müzesi -1Edirne’de bulunan Trakya Üniversitesi Sultan II. Bayezid Külliyesi Sağlık Müzesi, son yıllarda ülkemizin en çok ilgi çeken müzelerinden biri durumuna gelmiştir. Almış olduğu uluslararası ödüllerle adını yurt içi ve yurt dışında duyuran bu müze, bir Osmanlı darüşşifasını günümüzde gerçek anlamda yaşatan tek müzedir. Bu özelliğiyle geçmişteki Selçuklu ve Osmanlı darüşşifalarının, tıp tarihimizdeki önemine ışık tutmaktadır. Çok değil, bundan 25- 30 yıl öncesine kadar mahallenin koyun ağılı olma durumundan, bugün binlerce kişinin görmeye geldiği bir müzeye dönüşmesi, darüşşifaların günümüzde de büyük bir ilgi ve merakla karşılandığının bir göstergesidir. Osmanlı’nın önemli külliyelerinden biri olan ve Sultan II. Bayezid tarafından 1488 yılında Edirne’de yaptırılan külliyenin içinde yer alan darüşşifa ve hemen bitişiğindeki tıp medresesi, tarihimizin önemli bir eğitim ve sağlık kurumu olması açısından, günümüzde bu misyonun temsilcisi olan Trakya Üniversitesi tarafından sahiplenilmiştir

Sağlık Müzesi - 2Girişimler üzerine Vakıflar Genel Müdürlüğü 1984 yılında külliyenin cami hariç diğer bölümlerini Trakya Üniversitesi’ne tahsis ederek bu yapıların kaderini değiştirecek adımların atılmasına imkân sağlamıştır. Ama bu önemli eserin kurtarılmasına ilişkin çalışmaların tarihi çok daha eskiye dayanmaktadır. 1970’li yıllarda dönemin Edirne Sağlık Müdürü Dr. Ratip Kazancıgil, tıp tarihimizin bu önemli yapılarını kurtarma girişimlerini başlatmış ve bu çabalar uzun yıllar devam etmiştir. Trakya Üniversitesi gerekli restorasyonları tamamladıktan sonra bir süre darüşşifa ve medreseyi bazı bölümlerinin eğitim alanı olarak kullanmıştır. Kültür Bakanlığı Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nden alınan onayın ardından 23.04.1997 tarihinde külliyenin darüşşifa bölümünde kurulan T.Ü. Sultan II. Bayezid Külliyesi Sağlık Müzesi  törenle hizmete açılmıştır. Bu çalışmalara İstanbul Ruh Hastalarını Readaptasyon Derneği de büyük destek vermiş ve darüşşifanın yataklı tedavi bölümünü aslına uygun şekilde mankenlerle canlandırarak bu müzeye eşsiz bir katkı yapmıştır.

Sağlık Müzesi -3Müzenin açılışının 11. yılında, Uluslararası Rotary 2420. Bölge Guvernörlüğü’nün katkıları ile medrese bölümü ”Tıp Medresesi” adı ile 23.04.2008 tarihinde ziyarete açılarak, müze yeni bir bölüme daha kavuşturulmuştur. Tıp Medresesi Sağlık Müzesi’ni daha önemli bir noktaya taşımıştır. Bu çalışma ile 15.yüzyıldaki tıp medresesi ve ders ortamı mankenlerle canlandırılmış ve dönemin hekimlik eğitiminin bilinmeyen yönleri vurgulanmıştır. Bu bölümde ziyaretçiler, tıp eğitiminin tarihinde bir zaman yolculuğuna çıkarılmaktadır. Sağlık Müzesi ismi ile kurulan ve dönemine has özelliklerle canlandırılmış olan bu müze, 1977 yılından beri verilen ve dünyanın en prestijli müzecilik ödüllerinden biri olarak kabul edilen Avrupa Konseyi Avrupa Müze Ödülü’nü 2004 yılında kazanarak, ülkemizde bu ödülü almış iki müzeden biri olma başarısını da elde etmiştir. Osmanlı’da darüşşifa uygulamasının ayrıntılarını hikâyesi, tasarımı, kullanılışı ve işletmesi ile tüm dünyaya kanıtlamış olan Sağlık Müzesi, uluslararası alanda aldığı ödüllerle de bu başarısını sürdürmektedir. Ülkemizde birçok Selçuklu ve Osmanlı darüşşifası bir şekilde günümüze ulaşmıştır; ancak, geçmişi, aslına uygun bir şekilde günümüze taşıyan bir müzeye dönüştürülerek tüm dünyaya sergileyen ve bununla uluslararası önemli ödüller kazanmayı başarabilen tek darüşşifa Edirne’deki Sultan II. Bayezid Darüşşifası’dır. Bu noktada Trakya Üniversitesi Sultan II. Bayezid Külliyesi Sağlık Müzesi, çok önemli bir başarı örneği olarak hem kültür hem de tıp tarihinde yer almış bulunmaktadır.

TARİHÇESİ

Sultan II. Bayezid Külliyesi’nin temeli 1484 yılında bizzat Sultan II.Bayezid tarafından atılmış, dönemin ekonomik ve insan gücüyle 4 yıl gibi kısa sürede bitirilerek 1488 yılında hizmete açılmıştır.Çok kubbeli grafiksel yapısı ile dikkat çeken bu binalar topluluğunun mimarı ise Hayrettin’dir. Sultan II. Bayezid Külliyesi; döneminin en önemli, sağlık, sosyal, eğitim ve dini kurumlarından biridir. Külliye; hastane, tıp medresesi, cami, misafirhane, imaret, hamam ve köprü gibi çok sayıda birimden oluşur. Çok amaçlı düşünülen bu kompleks aynı zamanda dönemin sosyal devlet anlayışını yansıtır. Külliyenin şifahanesinde hastalara bakılmış, medresesinde öğrenciler yetiştirilmiş, camisinde ibadet edilmiş,  tabhanesinde misafirler ağırlanmış, aşhanesinde ise fakir fukara doyurulmuştur.

Darüşşifa, az personelle çok hizmet vermeyi amaçlayan merkezi bir hastane olması ve bu alandaki ihtiyaçlarının ayrıntılı bir şekilde düşünülerek planlanmış olması açısından dünyada ilktir, benzerleri batıda ancak 200 yıl sonra yapılmaya başlamıştır. Bu hastanede, musikinin ve su sesinin huzur verici tınıları taş duvarlarda yankılanarak şifaya dönüşür. İbni Sina’dan Farabi’ye; Selçuklulardan Osmanlılara uzanan köklü bir müzik terapi anlayışı, fiziksel ve ruhsal hastalıkların tedavisinde başarı ile uygulanır. Evliya Çelebi’nin “Orada öyle bir darüşşifa vardır ki; dil ile tarif edilmez, kalem ile yazılmaz” diyerek tanımladığı hastanesi, 400 yıl boyunca aralıksız olarak hastalara şifa dağıtır. Edirne Darüşşifası, kuruluşunda çok yönlü bir hastanedir. İlk yıllardaki kadrosunda 1 hekimbaşı, 2 hekim, 2 cerrah, 2 göz hekimi ve 2 eczacı bulunur. Bu hastanede görev yapan Hekimbaşılarına vakıf bütçesinden günde 30, diğer hekimlere ise günde 15’er akçe ödenirdi. Toplam personel sayısı 21, hastanenin yatak sayısı ise 32 dir.

Uzun yıllar dertlilere deva olan bu şifa yurdu, daha sonraki yıllarda, sadece akıl ve ruh hastalarının tedavi edildiği bir merkeze dönüşmüştür. Bu hastanenin en büyük özelliği tedavide dönemin hekimlik bilgilerinin yanında musiki, su sesi ve güzel kokuların kullanılmış olmasıdır. On kişiden oluşan hanende ve sazende topluluğu, haftanın üç günü müzik sahnesinde yerini alır, her hastalığa göre farklı makam çalıp söylerlerdi. Örneğin, havale ve felç rahatsızlıklarında Rast, sinirli kişilere Irak, baş ağrısı için Rehavi, kalp hastalıkları için Zengule, zihni açıp zekâyı arttırmak için ise İsfahan makamı çalınırdı. Külliyenin medresesi, döneminin en önemli tıp okullarından biriydi ve hastaneye hekim yetiştirirdi.  Önem rütbesi açısından Osmanlının üst derecesi sayılan altmışlık medreseler arasında yer alırdı. Müderris adı verilen hocası ve yardımcısının yanında kütüphane görevlisi ve 18 öğrencisi vardı. Hocasına günde 60, öğrencilerine ise 2 akçe ödenirdi.

Bu bölümlerdeki uygulama günümüzün eğitim ve uygulama hastanelerini andırır. Tıp Medresesi’nde eğitim gören öğrenciler aynı zamanda darüşşifada usta çırak ilişkisi ile eğitimlerini tamamlarlardı. Evliya Çelebi, medrese için; “Külliyenin içinde Medresetü’l Etıbba ve odalarında talebeler vardır ki, her biri daima Eflatun, Sokrat, Filbos, Aristotales, Galen, Pisagor gibi alimlerden söz eden olgun tabiplerdir, her biri bir fenne yönelip, hekimlik ilminde kıymetli kitaplara değer vererek, âdemoğullarının derdine deva bulmaya çalışırlar.”  diye yazar. Bu medresede okutulan ve birçoğu Sultan II.Bayezid tarafından bizzat bağışlanan tıp kitapları günümüze kadar ulaşmıştır. Dönemin hekimliğini anlatan 37 adet kitap şu an Selimiye El Yazması Eserler Kütüphanesi’nde koruma altındadır.

KAKAVA ŞENLİKLERİ

Balkan ŞehitliğiSaray içi, Adalet Kasrı, Fatih ve Saray Köprüleri, Fatih Sultan Mehmet ve Cem Sultan’ın doğup hükümdarlık sürdükleri Edirne Saray kalıntılarında ve Babüssade, Saray Mutfakları, Cihannüma Kasrı, Kum Kasrı ve Hamamı, Balkan Şehitliği gezilerimiz sonrasında, Kırkpınar Meydanı Saray içinde, baharın gelişinin müjdecisi KAKAVA ATEŞİ’nin yakılması ile başlayan, Edirne KAKAVA ŞENLİKLERİ ne katılıyoruz. Romanların baharın gelişini müzik, dans eşliğinde karşıladığı, Kakava Şenliklerinde Roman müzikler eşliğinde doyasıya eğleniyoruz.

 

Balkan Şehitliği -2  Sarayiçi Kakava-2 KakavaKakava Şenlikleri